SON MESAJLAR

DASK 2009 TTT Zaferi PDF Yazdır E-posta
Yazar Neval Yaşar   
Cuma, 10 Temmuz 2009 07:21
AddThis Social Bookmark Button

Tags: Dask 2009 | Neval Yaşar | şampiyon | TTT | Utkuer yaşar

Addthis

 

 

DASK ADAM 2009 / BOLU

 

 

 

 

 

Sabah saat 05:06. Bolu’ nun muhteşem ormanlarında oksijene ve huzura boğulduğumuz bir güne uyanıyoruz. Malzemelerimizi geceden hazırladık. Ben zaten yarış kıyafetlerimle tuluma girmiştim ve heyecandan sabaha kadar uyuyamadım. Tıpkı ilk kez katıldığım 2005 teki gibi ve 2006, 2007 2008 dekiler gibi…. 2005 ilk yarış tecrübemdi. Böyle bir fiziksel zorlanmaya hazır olmadığım için de dizlerim şişmiş ve sakatlanmıştım. Bu sakatlık epey sürdü ama gelecek DASK’ lar için de iyi bir ders oldu. Sonraki yıllarda da takım arkadaşlarımın sakatlanmaları yüzünden bir türlü bitiş çizgisini göremedim. Olmadı, uzun parkuru şimdiye kadar hiç bitirememiştim.

 

Bu yıl benim için çok özeldi çünkü takım arkadaşım, eşim Utku olacaktı. Kendisi üç ay önce diz bağları ve menisküslerinden dört operasyon geçirmişti. Şu an koşamıyor ama sekerek de olsa benim kadar hızlı yürüyebiliyordu. Utku daha önceki yıllarda Team Touareg Türk’ ten takım arkadaşı olan Faruk ile iki kez uzun parkuru kazanmıştı. Bu yıl Utku’ nun sakatlığı nedeni ile Faruk-Ali Rıza erkek kategorisinde ve Ben–Utku ilk kez açılan karma(!) bayan kategorisinde TTT adına iki takım olarak katılmaya karar verdik. Utku’ nun ameliyatını yapan sevgili Dr. Haldun Orhun uzun parkura girmemize pek razı değildi aslında. Kendimizi fazla zorlamayacağımıza Haldun’ u ikna ederek yarışa kaydımızı yaptırmıştık.

 

Gece tuluma girdim, gözlerimi kapadım yarışı düşünüyorum. Saat gece 02.00 uyuyamıyorum. Bu yarışı bitirmeyi çok istiyorum. Utku ise “bitirmeme gibi bir şansımız yok, birinci olmak için gireceksek yarışalım” diyor. Kendinden o kadar emin ki. Onun asıl düşündüğünün genel klasmanda ilk üçe girmek olduğunu yarış içerisinde öğreneceğim.

 

Sabah oluyor. Hemen toparlanıp başlangıç yerine geliyoruz. Bu yıl takımlara ikişer dakika ara ile çıkış veriliyor. Sıra bizde. Harita ve yol notlarımızı alıyoruz. Bizden iki dakika sonra da Faruk ve Ali çıkış alacaklar. Birlikte gideceğimiz parkuru işaretliyoruz. Hazırlığımız bitince herkese başarılar dileyip yola çıkıyoruz. Bakalım bu üç profesyonele ayak uydurabilecek ve Bakiye’ nin eksikliğini telafi edebilecek miyim?

 

Yarışın başında Utku’ nun bana “ne kadar hızlı olursan, o kadar az yorulursun, yarış daha çabuk biter ve ayaklarının üzerinde daha az kalırsın” dediğini hatırlıyorum. Yola çıkar çıkmaz ufaktan koşmaya başlıyoruz. İlk noktaya ulaştık henüz karma takımlar ortada yoklar. Hiç yorgun değilim. Sanki ayaklarımın altında bir yay var ve her adımda sıçratıyor beni. Yarış başında Utku’ nun çok az yemek alması doğrusu beni ürküttü. Hatta hafif olmam için bana su bile aldırtmadı. Kendi suyundan içebileceğimi, gerekirse yolda ikmal yapabileceğimizi söyledi. Halbuki daha önceki yarışlarımızda çantamın çoğu ağırlığı su ve yemek oluyordu. Şimdi ise neredeyse boş gibiydi. Çok acıkacağım ve susuz kalacağım endişesine rağmen birşey söyleyemedim. Çünkü Utku yarışta sinirli oluyor. Normal hayattaki o neşeli eğlenceli Utku gidiyor, yerine aksi bir adam geliyor. Ama dikkat ettim de sanki bunu sadece bana yapıyor. Çünkü diğer yarışmacılar ile arası gayet iyi. Onlarla karşılaştıkça şakalaşıyor, yardımlaşıyor. Ama bunu, benimle inatlaşıp gayrete getirmek için yaptığını biliyorum. O ne zaman “şunu yapamazsın, bak elalem şöyle yapabiliyor” dediğinde işi inada bindirip gücümü sonuna kadar kullandığımı iyi biliyor. Zaten iki hafta önce da İstanbul’ da adalarda koşulan macera yarışmasında yine aynı taktikle beni zorlayıp birinci bitirtmişti. Halbuki yarışın başında ben yine kendime güvenemeyip bitirebilecek miyiz diye düşünüyordum. Çünkü dizi henüz iyileşmedi, kendini zorlayamıyor ve gerçekten canı çok acıyor.

 

Gün ilerliyor. Şansımıza hava çok güzel. Temmuz ayında olmamıza rağmen oldukça serin bir hava var. Dört noktayı geride bıraktık bile ve ben hiç yorulmadım, acıkmadım. Utku arada hatırlatmasa su içmek dahi aklıma gelmeyecek. Demek formda olup önde gidince böyle oluyormuş. Halbuki buraya gelmeden önce özel bir hazırlık da yapmamıştık. Sadece pilates yaptırdığım öğrencilerimle birlikte hareketleri yapıyorum o kadar. Ama sanırım günde 3-5 saat pilates yapmak kaslarımı çok kuvvetlendirmiş. Utku da sakat olduğundan yaklaşık 4 aydır hiçbirşey yapmıyor. Zaten tembel bir yapısı vardır. Faruk zorlamasa hiç antrenman yapmaz. O antrenmandan çok yarışmayı seviyor. Kimi zaman aylarca hiç spor yapmıyor, göbekleniyor ama buna rağmen gidip yarış kazanıyor. Enteresan bir yapısı var. Ona sorduğumda “kapasite meselesi, biz zamanında çok spor yaptık, bu yarışmalar bize çerez” diyor ukala. şey.

 

Koşmadan ama iyi bir tempo ile yürüyerek sanırım ilk beş takım içerisinde yol alıyoruz. Beşinci nokta için Utku bir kestirme planlıyor ve ormana sokuyor bizi. Uzun dik bir çıkışın ardından, yine uzun ve dik bir iniş yapıyoruz. İnişlerde çok canı acıdığı için dizine yüklenmek istemiyor. Dizliği de dizini sıktığından zaten fazla bükemiyor bacağını. Çıkışlarda ise aksak bir keçi gibi tırmanıyor. Tek bacak ve sırtındaki yükle hiç nefeslenmeden nasıl bu kadar süratli gidiyor şaşıyorum doğrusu. Faruk zaten yerinde duramıyor. Ona kalsa hepimizi sırtına vurup koşacak. Ali ise ağır vücudunu taşımakta zorlandığından çıkışlarda biraz geri kalıyor. Çantasına da çok yük almış yine. Pusula ile açı alıp gitme işini bir türlü benimseyemedim. Kaybolacağız diye endişeleniyorum. Onlar ise en güvenli yolun bu olduğunu, yüzlerce kilometre bataklık, çöl ve açık denizleri hep bu şekilde geçtiklerini söylüyorlar. Zaten geçen sene de Utku ile Faruk ilk günü çok farkla dördüncü bitirmelerine rağmen, ikinci gün sadece pusula açısı alarak kuş uçuşu mesafeden koşup birinci olarak herkesi şaşırtmışlardı. Beşinci noktaya yakınlaştık fakat ormanlık araziden bir türlü göremiyoruz. Bir dere yatağından yola inip gitmeye karar veriyoruz. Yola indiğimizde biraz önümüzde bir takım görüyoruz. Haydi şunları yakalayalım deyip hızlanıyoruz. 10 dakika kadar gittikten sonra Utku huysuzlanıyor. “Yahu doğuya gideceğimize batıya yol alıyoruz, yolun açısı da hiç tutmuyor bence terse gidiyoruz” deyince başımdan kaynar sular dökülmüş gibi oldum. En az bir kilometre yol almıştık ters yöne. Utku ile Faruk endişe etmememi ve bu tip hataların sürekli olabileceğini söyleyip gerisin geriye koşmaya başlıyorlar. Utku bana dönüp “mühim olan hatayı erken farkedip hızlı olmak ve arayı kapatmak için gayret etmek, biz koşturduğumuz için bazen dikkatsiz davranıp Faruk ile bu tip hataları çok yaparız, alıştık artık.” diyor sırıtarak. Ama Ali ile Ben iniş çıkışlardan yorulduk ve geri gitmek istemiyoruz. Fakat yapacak bir şey olmadığından söylenerek takılıyoruz peşlerine.

 

Uzun sürmeden noktaya ulaşıp tekrar aynı yolu geri dönüyoruz. Bir kaç takım da o noktada bize katılıyor. 6.noktaya giderken bir yol ayırımına geliyoruz. Diğer takımlar düz devam ederken Utku “benim çizdiğim yol bu değil, soldan yukarı çıkmayı düşünmüşüm” diyerek sola giriyor. Halbuki diğer yol çok daha kısa ve düz gibi. Ben ve Ali diğer takımları takip etmek daha mantıklı olur diye düşünüyoruz. Faruk ise “hızlı gideceksek farketmez, yeter ki durmayalım” diyor. Ali çok yorulmuş olduğundan arasıra dinlenerek yol alıyoruz. Yolda çalılar içinden bir takım dik yamaçtan tırmanmış olarak önümüze çıkıyor. İçlerinden biri bayan ve yakalandık diye sinirleniyorum. Oysa ki onlar orta parkurda yarışıyorlarmış, rahatlıyorum. Bizim çocuklar “yaa, bak nasılmış başa yarışmanın stresi” deyip bana gülüyorlar. Noktaya geldiğimizde kısa olduğunu düşündüğümüz yoldan gelen takımların daha oraya varmadıklarını görünce şaşırdım. Strateji gerçekten de önemliymiş.

 

Bu noktadan sonra yarışın en dik kımı olan 2500 metre rakımlı Köroğlu zirvesine doğru devam edeceğiz. Su ikmali yapıp yola çıkıyoruz. Saat 14:00 civarı ama hala hiç bir şey yemedik ve hiç açlık hissetmiyorum. Sanırım başa güreşmenin motivasyonundan yorgunluk veya açlık aklıma gelmiyor. Zirve yolunda dik yamaçlardaki dar patikalardan yol alıyoruz.. Gittikçe yükseliyoruz ve nefes alırken soluk borum sanki küçüldükçe küçülüyor. Yerlerde su var. Ayaklarım vıcık vıcık ıslandı, her yerden su akıyor. Durup çoraplarımı değiştireyim diyorum, Utku dik dik suratıma bakıp ”saçmalama zaten suyun içinde gidiyoruz, kuru çorabına yazık, üstelik bir saate kalmaz yağmura yakalanacağız” diyor. Bakıyorum, hava açık “daha çok var mı” diye soruyorum. “İleride” diyor burnu ile işaret ederek. “Üç tane tepe görünüyor, bak. Onların ardında görünen dik yamaçların üstünde karlı yerler var. Onların üstündeki kayalığa bak. İşte nokta orada.” İstemeyerek bakıyorum. Uzakta görünen zirveyi sis kaplamak üzere ve içinde şimşekler çakıyor, inanamıyorum. Utku’ nun çantasındaki batonları alıp, her adımda içime çektiğim kekik kokularıyla kendimi avutarak yol alıyorum Utku beni izliyor. Yine birşeye kızacak diye düşünürken “mutlu musun?” diyor sadece. Gülerek başımı sallıyorum. Olmaz mıyım? Çok sevdiğim dağlarda, sevdiğim insanlarla, sevdiğim şeyi yapıyorum. Üstelik birinci durumdayım. Noktaya gelirken yol üstünde bir kuş yavrusu buluyoruz. Sanırım yırtıcı bir kuş bu. Arazinin ortasında bir civcivin yarısı kadar minnacık sevimli birşey. Ortada ne yuva var ne bir canlı. Yanımıza alsak mı dedik ama annesinin gelip onu arayacağını düşünüp bıraktık. Nihayet zirveye varıyoruz. Hava iyice soğudu. Ali Rıza biraz geride kaldığı için onu bekleyip, sonra da kartımızı onaylatıp inişe geçiyoruz.

 

Zirveden inerken hayatım boyunca asla unutamayacağım bir olaya şahit oluyorum. Sekizinci noktaya giderken şiddetli bir yağmur başlıyor. Bulutlar aşağılardan yükselerek bizi kaplıyor ve içlerinde sert şimşekler çakıyor. Bembeyaz sisin ortasında çakan şimşeklerle ortalık aydınlanıyor. Sanki milyonlarca flaş patlıyor etrafta. Bardaktan boşanırcasına ve aniden kafamıza geçiyor gökyüzü. “Durup üstümüzü giyinelim” diyorum ama Utku “boşver yaz yağmuru ıslatıp geçer, durmazsak üşümeyiz” diyor. Koyunlar gibi sağanak yağmurun altında ıslanarak yaklaşık bir saat yürüyoruz. Donarım, hasta olurum diye düşünürken üşümüyorum bile. Motivasyon gerçekten önemliymiş. Dik inişlerde yer çok kayıyor. Utku bir arkamda bir önümde giderken dizini düşünüyorum. Kayıp düşmesinden ve tekrar sakatlanmasından çok korkuyorum. Her seferinde “dikkat et” diyorum, kızıyor “sen kendi önüne bak” diyor. Yarışta karı-koca gibi değil de rakip gibiyiz sanki. Herkes kendi güvenliğini sağlamak zorunda ötekine yük olmamak için. Utku’ nun gözü hep bende yorulduğumu fark ediyor çantamı almak istiyor ama inatla vermiyorum. Sırılsıklam olduk. Yağmur daha da şiddetlendi üşümeye başladım. Kafamdaki şapkadan oluk gibi su akıyor. Utku’ ya bakıyorum o da sırılsıklam olmuş, hereyerinden su akıyor ama sırıtıyor. İçim rahatlıyor gülümseyerek devam ediyorum. Uzun bir yürüyüş sonunda hedefe varıyoruz. Yaylada hakemleri ararken bir kulübeye sığınmış olduklarını görüyoruz. Hava yavaş yavaş kararıyor. Son üç noktada çok yavaş ilerledik. Ali Rıza zorlanıyor. Faruk da bileğini burktu ama acısını çaktırmamaya çalışıyor. Kartları onaylatıp biraz dinleniyoruz. Son noktaya doğru yola çıkarken Ayşin ile Alptekin kapıda beliriyorlar. Onları görünce çok şaşırıyoruz. Gerçi son 5 saattir oldukça yavaş ilerliyoruz ama onlar da bayağı hızlı gelmişler. Bizi görünce sevinip gayrete geliyorlar. Hemen kartlarını onaylatıp onlar da vakit geçirmeden yola koyuluyor.

 

Bir kaç takım birlikte patikadan aşağı doğru koşmaya başlıyoruz. Tüm gün büyük farkla yol alırken rakibi yanımda görmek keyfimi kaçırdı. Canım koşturmak istemiyor. Sanki birden bire ikinciliğe razı olmuş gibiyim. Utku ”haydi bakalım biraz gayret et, yarış asıl şimdi başlıyor” dedi. Bazı takımlar soldan sapıyor. Biz daha aşağılara inerek araziye dalıyoruz. Sonra fikir değiştirip tekrar yola çıkıyoruz ve daha da aşağı iniyoruz. Ayşinler de arkanmızdan beliriyor. Sanırım onlar da fazla aşağı düştüler. Düzlüğe inince bir çobana bu yolun yaylaya gidip gitmediğini soruyoruz. Yolun farklı bir noktaya gideceğini öğrenince kendimize kızıyoruz. Utku haritanın katlı yerini açıyor. Yolu inceliyor ve bize “uzun bir yol ama istediğimiz noktanın altına kadar bizi götürecek, sonra dik ve uzun bir dere yatağından çıkıp ara kampa ulaşabiliriz” dedi. Çaresiz arkasından yola düzüldük. Hedef ara kamp. Yol boyunca verdiğimiz molalar ve yol kayıpları yaklaşık iki saati buluyor. Halbuki dinlenirken 3-5 dakika nın önemi yok diye düşünüyordum. Ama bu kısa kayıplar toplamda pahalıya mal olabiliyor demek ki. Vücudumda bir anormallik var, başım dönüyor tırnaklarım mosmor, duduklarım morardı. Belli etmemeye çalışıyorum ama dik yamaçları tırmanmakta çok zorlanıyorum. Biraz sonra tekrar Ayşinler ile karşılaşıyoruz. Onlar daha diri gözüküyorlar ve önden basıp gidiyorlar. Güneş de çıktı. Sürekli susuyorum. Yol o kadar dik ki ağaçlara tutunarak ilerliyebiliyoruz. Bir ara duruyorum tansiyonum düşüyor, bayılmak üzereyim. Utku yanıma gelip meyve suyu içiriyor ve hareketlendiriyor beni. Ali çok geri kalmaya başlıyor. Faruk’ un da keyfi kaçtı. Biz biraz hızlanıp kampa gidelim sizi beklemeyelim artık diyerek hızlanıyoruz. Çünkü rakipler önümüzden gitmişti. Fark fazla açılsın istemiyoruz. Tam olarak neredeyiz bilemiyoruz. Dik bir yamaçta ormanın içerisindeyiz işte. Sinirleniyorum artık. Nerede bu kamp? Utku biraz soluklanayım diye duruyor. Bir haritaya, bir araziye bakıp pusulasını kurcalıyor ve şu tarafa diyor. 10 dakika daha gidiyoruz ve kamp görünüyor. Kampa girdiğimizde Ayşinler’ in henüz gelmemiş olduğunu görünce seviniyorum. İki dakika sonra onlar da geliyorlar. Toplam olarak ilk günü 8 dakika önümüzde bitirmişler. 5 dakika sonra da Faruk ve Ali Rıza geliyorlar. Hemen arkalarında iki takım daha var.

 

Yorgun ama sevinçliyim. Fakat biraz da kızgınım. Çok daha önce kampa ulaşabilirdik aslında. Yine de iyi bir zamanla varmışız. Bir çok takım hala gelememiş. Hemen çadır atıp bir şeyler yiyor ve ıslaklarımızı kurutmaya başlıyoruz. Biraz sohbet ve sonra yatıyoruz. İkinci gün çok daha zorlu olacak. Sabah yine 05:00 da çıkış var. Utku’ nun dizi epey şişmiş. Bir de bacak araları pişik olmuş, canı yanıyor. Zaten derisi çok narindir kocamın. Bebe teni gibi hemen tahriş oluverir. Uzun süredir antrenman yapmadığı için epey yumuşamış demek ki dokusu. Böyle bir şeye hazırlıklı gelmişti. İlkyardım çantasından pişik kremini çıkartıp bolca sürüyor. Alptekin’ de de aynı sorun var. Ona da krem veriyoruz. Benim de tırnaklarım batmış kanamış. Soğuk suyla yıkıyorum. Sonra ayaklarımızı vazelinleyip giriyoruz tulumlara. Nemli kıyafetleri ne yapacağım diye düşünürken, Utku tulumumun içine atmamı, sabaha kadar kuruyacaklarını söyledi. Gerçekten kurudular. Sabah 04:00 da kalkıp iki lokma birşeyler yedik ve toparlandık. Faruk ve Ali hala uyuyorlardı. Dün akşam ikinci gün için çıkış alıp almamak konusunda tereddütlüydüler. Demek ki yarışı bırakmaya karar vermişler. Onları dinlenmeye bırakıp uyandırmıyoruz. Aslında benim de aklım uykuda kalmadı değil.

 

Hakem çadırında yeni yol notlarımızı alıp, haritamızı işaretleyerek çıkış alıyoruz. Sanırım biraz yavaş davranmış olmalıyoz ki diğer takımlar bizden önce çıkıyorlar. Dün ara kampa gelirken çıkmaya karar verip, sonra fikir değiştirerek ormana daldığımız için kullanmadığımız dere boyundan aşağı doğru koşuşturmaya başlıyoruz. Bazı takımlar gerçekten çok hızlı iniyorlar. Utku’ nun dizi sakat olduğundan biz yavaş iniyoruz. Yola vardık. Daha ilk dereyi geçerken ayaklar yine sırılsıklam oldu. İyi ki Utku’ yu dinleyip bu sabah çift çorap giymişim. Parmaklarım daha az acıyor şimdi. İlk iki noktayı üç takım birlikte alıyoruz. Önümüzde de başka takımlar var. Rotamız ve hızımız aynı demek ki. Aslında benim hiç gidesim yok ama Utku sürekli damarıma basıyor ve çekiştiriyor beni. Kendimi çok yorgun hissediyorum. Yarış çok keyifsiz olmaya başladı. O ise asıl yarışın şimdi başladığını, dişini en çok sıkabilenin yarışı alacağını söylüyor. Ben aslında orada oturmayı tercih edebilirdim. İkinci olmaya şartlamış gibiydim kendimi. Utku sürekli bir planı olduğunu ama biraz kendimi toparlamam gerektiğini söylüyordu. Üçüncü noktaya giderken Kartalkaya kayak tesislerinin liftlerinin altından geçiyorduk. Diğer takımlar hızla yol alırken ben onlara ayak uydurmak için ter döküyordum. Bir ara Utku geride kaldı ve beni de yavaşlamam için uyardı. Anlam veremedim ve diğer takımları takip etmeyi sürdürdüm. Bir kaya kitlesinin sağından geçerken o solundan gider gibi yaptı. Herkesle arası açıldı. Ben yukarıda bağırarak onu aradım ve mecburen yavaşladım. Yaklaşık 200 metre geriden geliyordu. Beni durdurdu ve yanıma gelince “şimdi bir risk alacağız. Onlar kısa yoldan gidecekler ama zaten limitte gidiyorlar. Yanlarındaki erkek takımın dereceye girme şansı pek yok. O yüzden kastırmazlar. Onlar da zaten önümüzdeler ve çok geride kaldığımızı ve belki de kaybolduğumuzu sanarak yavaşlayacaklarını düşünüyorum.. Eğer dişini biraz sıkarsan birinci olma şansımız var. Ama koşturmalıyız. İstersen çantanı da bana ver” dedi. Ben yine gurur yapıp çantamı vermek istemedim ve onu takip edeceğimi söyledim. Bu şekilde tekrar yola koyularak soldan büyük bir kavisle bir tepenin etrafından döndük ve ormanın içinden bir dere yatağını izleyerek aşağılara koştuk. 10 dakika sonra ağaçların arasından aşağıdaki düzlüğü seçebiliyordum. Bana “işte hedef orada, o yaylaya gidiyoruz” dedi. Ağaçların arasında yol almak zordu ve o sanki işi daha zorlaştırmak için direk aşağı gitmek yerine yamaçta sağa doğru koşturuyordu. Sanki birşeye ulaşmak ister gibiydi. Biraz sonra bir yol buldu ve “işte şimdi tamam, biraz daha hızlanalım” dedi. Yaylaya ulaşmak üzereyken Refik ve Milhan ile karşılaşıtık. Refik “ aferin be ne işiniz var burada” diyor. Aşağıda bir takımın hakeme kartını onaylattığını görüyoruz.. Yine Ayşinler’ in arkasında kalmışız diye düşünüp üzülüyorum. Yanlarına geldiğimizde Ankara’ dan Derya ve Fırat ikilisi olduklarını görüyorum ve şaşırıyorum. Yarışın başında fırlayıp gitmişlerdi ama ilk noktaya giderken hata yapmışlar ve şu an lider olmalarına rağmen yanımızdaydılar. Yine yarışın en önüne oturmuştuk. Arkamızdaki uzun düzlüğe baktığımızda en az bir kilometre içinde kimse görünmüyordu. İçim kıpır kıpır oldu. Utku “nasılmış, ben sana demedim mi?” diye sırıtıyordu. “Buraya geldiklerinde hem çok şaşıracaklar hem de zaman farkını görünce sanırım artık çekişmeyi bırakacaklardır” dedi. Boynuna sarılmak geldi içimden. Milhanlar ve Deryalar hemen yola çıktılar. Biz de onların arkasından koşturmaya başladık. Bazen birlikte bazen ayrılıp tekrar buluşarak yola devam ediyorduk. Dördüncü noktaya giderken Milhan ve Refik öndeydiler. Sanırım Milhan’ ın durumu pek iyi olmadığından yoldan gitmeye karar verdiler. Deyalar ve biz bir ormandan tepe yukarı vurduk. Ama onların hızı bizimkinden iyi olduğundan basıp gittiler. Yukarı tırmanırken Utku yine pusula ile oynamaya başlıyor. Yine hep sağa doğru yol alıyoruz. Zemin yürümek için zorlu ama inatla ağaçların içinden gidiyoruz. Kızmaya başlıyorum. Halbuki üstümüzde yol var ve Fırat’ la Derya’ nın sesleri geliyor. Biraz sonra bir patikaya giriyoruz ve hızımız artıyor. Utku “şimdi onlar da bu patikayı arıyor, Refikler’ de ileriden buraya girecekler mecburen ama biz erken bulduk” dedi. Çok inanmadım ama biraz sonra Deryalar arkamızda belirince şaşırdım. Onlar da bizi önlerinde görünce şaşırdılar. Artık bizden ayrılmadan ve hata yapmadan ilerlemek ve bu sene mutlaka birinci olmak istediklerini söylüyorlardı. Biraz sonra bir yol ayırımında Refik ve Milhan da arkamızdan belirdiler. Utku’ nun aldığı karar yolumuzu çok kısaltmıştı demek ki. Artık üç takım olarak ilerliyoruz. İki erkek takım kıyasıya çekişiyor ve onlardan geri kalmamaya çalışıyoruz. Son noktayı da aldık. Artık finişe kadar düz bir inişimiz var. Daha hızlı olan finişe ilk girecek. Ben artık koşmamıza gerek yok çok yoruldum derken Utku “ne alakası var yahu, benim amacım bugünü birinci bitirmek” deyince şaşırdım. Çılgın bu adam. Hepimiz koşuyoruz. Bitişe az kaldı ve tekrar orman yollarına dalıyoruz. Dik inişte Utku yuvarlanıyor ve korkup çığlık atıyorum. Bağırdığım için bana kızıyor. “Yok bir şey, ne kadar heyecanlısın yahu. Velveleye verme ortalığı, düştüm sadece” diyor.

 

Finişe bir kilometre kala çok ama çok duygulanıyorum. Yıllardır katılıp bitiremediğim yarışı birinci olarak bitirmek üzereyim. İki günlük keyifli yorgunluğun bitimine az kaldı. Kendimi bu kadar geliştirebilmiş olduğumu düşününce şaşırıyorum. Daha önce bitiremediğim yarışta şimdi erkeklerle birlikte ilk üç takım kafa kafaya finişe koşuyorum. Utku bana “aferin, işte bu iş böyle yapılır, sık dişini az kaldı” diyor. Ama artık gücüm kalmadı. Zor nefes alıyorum ve tansiyonum düşüyor, gözüm karardı. Son viraj. Alkışları ve düdük seslerini duyuyorum. Utku bana güven dolu bakışlarla ve gururlu bir şekilde bakıyor. O kadar duygulandım ki bitişte ağlıyorum. DASK tarihinde hem de uzun parkuru ilk bitiren bayan oluyorum. Takım arkadaşım yine kocam oluyor ve bana sıkı sıkı sarılıp öpüyor. Çok mutluyum. Tebrikeri kabul ediyorum. Utku ise kayıtsızca arabaya giderek eşyalarını toparlıyor. “Sevinmedin mi?” diye soruyorum şaşkınlıkla. “Senin adına sevindim, hedefine ulaştın sonunda” diyor. Sora saatine bakıp “12 dakika fark var. İlk günden 8, bugünkü çıkıştan 4 dakika. 13. dakikada birinci olacağız” deyip işine dönüyor tekrar. Pis adam yine hevesimi kusağımda bıraktı. Zaman farkını hiç hesaba katmamıştım. Ben sadece finişe girmeyi düşünüyordum. Son virajı dönen her takımla kalbim küt küt attı. Ama Ayşin ve Alptekin yaklaşık bir saat sonra finişe geldiler. Resmen birinci olmuştuk.

 

Kalan tüm takımların parkuru bitirmesini beklenip, ödül töreni yapıldı. Artık amacıma ulaştım. Bu eziyetin üzerine bir daha uzun parkura katılmam diye düşünüyordum. Aradan üç gün geçti ve ne yorgunluk kaldı ne başka bir şey. Şimdiden bir sonraki sene kiminle katılsam diye düşünmeye başladım bile. Herhalde Utku seneye yine Faruk’ la katılacaktır. Çünkü biliyorum ki o çok zorlanmadı ve yarışda sürekli Faruk ile gözgöze gelip “of “ çekip durdular.

 

Eve döndüğümüzde gittiğimiz yolu haritadan ölçtük. İlk gün 40, ikinci gün 30 olmak üzere toplamda yaklaşık 70 kilometre yol yapmışız. Şimdi evimizde 4 adet sarı DASK heykelciği var. Utku onlara “Oskar heykeli” diyor.

 

Emeği geçen herkese sevgi ve saygılarımla...

 

09.07.2009 Kartal /İstanbul

Neval YAŞAR

Son Güncelleme: Salı, 18 Ağustos 2009 07:16
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Translate

English Dutch French German Greek Italian Polish Portuguese Russian Spanish Serbian Turkish
UYE GIRISI