SON MESAJLAR
| Kanada'dan Ruh ve Beden Manzaraları |
|
|
|
| Yazar AliRıza Bilal (TTT Captain) | |||
| Pazar, 01 Şubat 2009 13:21 | |||
|
Kanada'dan Beden ve Ruh Manzaraları 2006: Korkarsın; heyecandan kalbin top gümbürtüsü gibi, atmaktadır. Yeni hallettiğin halde tekrar tuvaletin gelmiştir heyecandan başlangıç öncesi, yüzlerce senin gibi insan arasında. Sinirlerin gerilir. Bildiğin halde bir ara, ne tarafa gidecektik diye bile düşünürsün. Başladığında yarışa, ne kaslarında gerginlik kalır, ne heyecan ne de gümbürtülü kalp atışı. Yarışın zevki başlamıştır artık. İlerlersin takımınla saatlerce ve sonrasında günlerce. Daha yorgunluk peydah etmemiştir vücudunda. Takım arkadaşlarınla kah şakalaşarak kah hikayeler anlatarak yolunuza devam edersin. Güneşin batması ile, kararınca ormanda ya da dağlarda, ufak ufak bir hüzünle birlikte küçük de olsa bir yorgunluk kaplar bedenini. Yokuşlar inilip çıkılırken ağır çantanın askıları kesmeye başlar omuzunu. Issız, bir o kadar anlamsız gelen yollarda düşünmeye başlarsın “ne yapıyorum” diye. Esnersin bol bol ağzın yırtılırcasına. Yemek için, tuvalet için durmaya vakit yoktur hepsini ayakta halletmelisindir.
En zorudur güneşin ilk ışıklarını gökyüzünde yakalamazdan önceki an. Uyku bastırır, hele ki yürüyorsan en zorudur. Bisiklet veya kano tepesindeysen uykuyu yenmek daha kolaydır. Güneşin ilk ışıkları ile sakallar uzamaya, karnın zil çalmaya başlar. Artık kas ağrıların kendini belli etmeye başlamıştır.”İşte” dersin “işte şimdi başladı yarış. İkinci günde devam eder ilki gibi; ama gecesi en zorudur. Bu sefer gerçekten düşünmeye başlarsın “ne işim var burada? neden bunları yapıyorum?” Arkadaşların yardımcı olur sana bu düşüncelerden kurtulmak için. Sonra da sen onlara yardımcı olursun bu düşünceler selinde boğulmasın diye. Sakalların uzamaya ısrarla devam eder. Terleyecek sıvı kalmamıştır bedeninde ama yine de ıslaktır bedenin; yansır güneş ışığı parıl parıl, bronzlaşmış bedeninden. Ağzının kenarları beyaz beyaz köpürür susuzluktan, kavurucu güneşin sıcaklığından. Çantanın askıları artık dayanılmaz olur. Selenin kaba etinde yer ettiğini sanırsın. Kürekler ellerine yapışmış, nasırların birer birer patlamıştır artık .Arkadaşların da susmuştur. Ne espri kalmıştır yapılacak, ne de konu kalmıştır tartışacak. Tek bir nokta vardır, kilit olmuşsundur ona: Bitirebilmektir yarışı hep beraber.
Bazen konuşacak birşeyler bulursan açmak istersin ağzını, ya susuzluktan yapışmıştır dilin ya da bir dağ zirvesine pedal basıyorsundur; kalbin izin vermez konuşabilmene. Sonra da unutursun azgın dalgalarda rafting yaparken aklına geleni. Uzun ağaçlar arasında insan eli değmiş dağlarda koşarsın. Seksen katlı bir binanın tepesinden aşağı baktığında neler hissedeceksen, aynı yükseklikteki dağlardan iplerle inerken heyecan çığlıkları atarsın patavatsızca. Hayatında belki de ancak belgesellerde görebileceğin balinalarla, ayı balıkları eşliğinde kürek çekersin okyanus kıyılarında. Ürkersin her an devasa bir hayvan çıkacak diye karşına.
Hep dua edersin sakatlanmayayım diye. Yoksa işin zordur. O kadar uzundur ki koşular, bisikletler, dağlar, kürek çekmeler; başlarsın kendini irdelemeye. İşim, eşim ne halde? İlk önceleri şehri bırakayım bu güzellikler içine yerleşeyim diye düşündüğün yerler sıkıntı verir üzer seni. Ama yine de kalmak istersin oralarda, hep koşacak değilsin ya!. “Dinleneceğim yan gelip yatacağım zamanlar da olacak.” Olmayacak ! Bitene kadar devam. Kürek çekerken arkadaşın seni görmezken gözlerini kapatırsın biraz. Yok uyumak için değil, göz dinlendirmek için. Arkadaşın seni uyardığında uyanırsın, senin göz dinlendirmende döner kano sağa sola. Avrutların çökmüştür hem yorgunluk, hem uykusuzluktan. Açlık ve susuzluk da destek verir buna zaman zaman. Sakalların uzama ötesine geçmiş bayağı sakallı olmuşsundur. Kimi zaman kavurucu güneş kimi zaman rüzgar ve soğuk yardımcı olur sana yarışı bırkamayı düşünmede. Onlara destek olsa da dik dağlar, bitmez tükenmez nehirler, devam edersin kafana taktığına. Bu kadar gelip de dönülmez dersin artık .Başta azı gitti çoğu kaldı derken şimdi çoğu gitti azı kaldı diyorsundur.
Geçtiğinde bitişi el ele arkadaşlarınla ; gözlerin yaşarır kaldıysa akacak damla gözlerinde. Kucaklaşırsın hepsiyle, hepsi de seninle gururla, sevinçle. Günlerdir tek vücut olmuşluğun hediyesidir bu. Ne tartışmalar kalır aklında ne hüzünler. Sadece sevinç vardır, başarma hissi ile dolar tüm hücrelerin. Zaten eller havada haykırarak girersin bitiş çizgisinden. Kaç kişi vardır ki dünya da böyle bir macerayı bitirebilecek -sonuncu olsa bile-. Artık soranlara diyebilirsin “ Neden yapıyorsun deli misin ?” cevabın hazırdır “Belki deliyim ama, dünyada bunu yapabilen bir kaç deliden biriyim.” Dünya Şampiyonasında hissettiğim anları sizlerle paylaşmak istedim. Umarım bir nebze de olsa resimler ve bu yazı ile sizlere maceracıların neler çektiklerini,hissetiklerini,duygu ve düşüncelerini aktarabilmişimdir.
14/16 Temmuz 2006’da Fransa Savoie bölgesinde katıldığımız macera yarışı Dünya Kupası elemelerini geçip, Kanada Quebec bölgesinde yapılacak Dünya Şampiyonası’na Touareg Turk Columbia takımı olarak katılmaya hak kazanmıştık. Fransa etabı, Avusturalya ve Amerika etapları gibi iki gün ve yaklaşık ikiyüzelli km sürdü. Dünya şampiyonası ise dünyanın en iyi kırk takımı ile yedi gün süreli bin km lik çok yükseltisi olmayan ama çoğu yeri insan eli değmemiş yerlerde geçti.
Biz takım olarak ikinci gün etap saatini kaçırıp diskalifiye olsak da, organizasyona yarışmak istediğimizi ısrarla bildirmemiz sonucu yarışa devam edip bitirdik. Size bazı istatsitiki bilgi ve değerleri vermek istiyorum: Katılım parası: Dünya Kupalarında 900 Euro; Dünya şampiyonasına katılmaya hak kazanırsanız sadece sigorta parası ödeniyor o da kişi başı 125 Euro
Kayak kirası: Eskimo kayaklarını tam teşekküllü kiralıyorlar. Kürekler, su geçirmez çantalar,wet suit,ışıldak,kurtarma ipi,su geçirmez yağmurluk,bıçak,hava raporu almak için telsiz,hatta arabada taşımak için bağlama aparatları. Hepsi dahil günlük 50 CAD+KDV. Kdv Kanada da %14 civarında. Yediğimiz Yemek: Türk ordusu için de yapılan hazır ama anne yemeği lezzetinde Unifo marka yemekler. Laf aramızda oradaki Türk doslarımızla paylaştık bayıldılar. 14 gün için yaklaşık 250 paket götürdük bol bol yetti. Bu arada Kanada’dan aldığımız ve kuş yemi dediğimiz çekirdek, üzüm, badem, fındık, fıstık gibi 5 kg karışımı da afiyetle yedik. Teknik Ekipman: En önemli şeylerden biri. Ufak bir çakı bile eksik olsa yarışa başlayamazsınız. Bu yarışlarda ekipman hazırlamak önemli bir bütçe.
Elektronik malzeme: Altimetre, GPS, dual saat, pusula, nabız ölçer, km sayacı, bunlar olmazsa olmaz. Suunto ve Garmine bir kez daha sonsuz teşekkür. Medya malzemeleri: Bir belgesel hazırladık şu ara İZ TV’de Maceranı Yarat adlı kuşakta yayınlanıyor. Bunun için bir adet el kamerası ile iki adet kafa kamerası ve bir fotoğraf makinası kullandık. Oniki adet kaset ile sayısız GB CD çoğalttık. Piller kaç kere şarj oldu hatırlamıyorum ama asistanımız Ahmet Çizmeli olmasaydı ne piller şarj olurdu nede çekim yapabilirdik. Bu arada tüm çekimleri Touareg Turk Columbia takımı yaptı hem yarışarak hem çekim yaparak ilerledik. Gerçekten zor bir iş bu. Giysi : Çok önemli bir kalem. Sponsorumuz Columbia’nın outdoor malzemeleri sayesinde çok rahat ettik. Bizler için özel hazırlanan Columbia yarış ekipmanları ile yarıştık. Aksesuar: Deyip geçmemek lazım. Bisikletle giderken dallardan, sineklerden ve güneşten koruyan Oakley gözlüklerimiz gece camları sayesinde de bizlere yardımcı oldu. Bu arada bisikletleri de taşımak hayli zor. Fransa da kutu içinde götürdüğümüz bisikletlerimiz zarar görmüştü. Scott bize koruyuculu bisiklet taşıma çantaları vererek bizlere bu konuda yardımcı oldu. Kaç km?: Takım olarak biz 986 km boyunca yarıştık. Asistanımız Ahmet ise bizi izlediği minibüs ile yaklaşık 3000 Km yaptı. Araba kirası ve benzin yaklaşık 3000 Kanada doları. Toplam etap sayısı :20 Toplam kontrol noktası sayısı :47 Toplam inilen ve çıkılan rakım :14.534 m çıkış , 14.897 m iniş Tek bir kayadan iniş yüksekliği : 275 m Telefon: Kart ucuz ama insan yaşamadığı yerlerde telefonda yok. Kendi cep telefonunuz çalışıyor ama her yer 110 Volt. Bu yüzden transformatör almak gerekli. Harita: Topografik harita, uydu haritası ve krokilerden oluşan haritlar 36 pafta idi. Bazıları 1:25000; 1:50000 ve 1:15000 hepside renkli yeni haritalar. Gezilecek Görülecek :
Quebec: Indian yani kızılderili dilinde nehrin kıvrıldığı büyük yer anlamına geliyor. Quebec City Quebec eyaletinin baş şehri. Fransızca konuşuluyor. Tüm şehirde Fransız ve İngiliz eski yerleşim yerlerini görmek mümkün. Taş binalar, kiliseler, kaleler ve müzeler. İngilizce bilmiyorlar. Bilenler de konuşmuyor. Çok uzun yıllar önce Fransızlar buraya gelip önce yerli halk olan kızılderilileri ve eskimoları kaçırmışlar, onların verimli topraklarına yerleşip yerlileri verimsiz kurak yerlere sürmüşler. Bir süre sonra İnglizler de buraya gelip Fransızlara savaş açmışlar ve onları yenip hakimiyeti ele almışlar. Türlü zenginlikleri de alıp daha verimli taraflara gitmişler. Bu yüzden tüm Quebec eyaletinde ki araba plakalarında “Je me souviens” “Unutmadım” yazıyor. Yani “İngilizlerin bize yaptığını unutmadık hala” demek istiyorlar. Ben buna güldüm. Sen gel, senden eski olan bir ırkı göçe zorla, hatta yok et. Sonra seni ezmek isteyenlere karşı tavır al. Komik. Bu bana “Türkler Ermeni soykırımını kabul etsin” başlıklarını hatırlattı. Güldüm kendi kendime. Siz ilk önce kendi yaptıklarınızı kabul edin. Chicotimi: Yarışın kayıt ve partisinin yapıldığı yer. Kızılderili dilinde nehrin aktığı sığlık yer anlamına geliyor. Ama ne yazıktır ki 15 gün içinde şehirlerde olmak üzere bir çok ıssız dağlık, nehirlik ve göl kıyılarında dolaşsak da sadece bir tek kızılderili görmek insanı bayağı düşündürüyor. Kızılderilileri ve eskimoları asimile edip kurak ve çorak yerlerde yaşamaya zorlayıp onların el işi oymalarını turistlere satmaya çalışan beyaz insanlardan olmak beni çok utandırdı. Montreal: Fransızca Mont “dağ” Royal “kraliyet-asalet” kelimelerinin birleşmesi ile Montreal ismi doğmuş. Montreal, St. Paul nehri üzerinde bir ada. Evet, ada, ama İstanbul’dan büyük. St. Paul nehrinin Montreal tarafındaki genişliği ise İstanbul boğazının 3 katı . Daha ilerisinin genişliğini size ancak resimlerle anlatabilirim. Ya da şöyle söyleyebilirim. Nehrin içinde Balinalar yüzüyor. Şehrin içinde ki Montreal milli parkına çıkıp nehrin iki tarafını seyretmek yeşillikler içinde ki gökdelenleri görmek çok etkileyici. Bu arada milli park içinde binlerce,-yine evet binlerce- kişi her hafta sonu Afrika çalgıları ile müzik yapıyorlar. Enstrümanını kapıp gelen başlıyor çalmaya ya da dans etmeye. Anfi Bus denilen hem karada hem denizde giden turistlerin binmeye bayıldıkları buraya özgü bir vasıta.
Tadousac : St Paul nehri üzerinde bir fiord. Atlantik Okyanusu’na açılan St.Paul nehrinin delta kısmında derinlik 300/400m, fakat Tadousac’da fiord nedeniyle de derinlik birden 50 metreye çıkıyor. Yani dipte aniden yükselen bir duvar var. Bu nedenle de soğuk Atlantik suyu ve St. Paul’un nisbeten ılık sularının birleştiği bu masif sudan duvarda planktonlar yaşıyor. Balinalar da bu planktonlar ile besleniyor. Aynı zamanda bu sular başka bir çok deniz canlısına ev sahipliği yapıyor; sık sık ayı balıklarına; fiord içinde de yunus büyüklüğünde olan bembeyaz “belunga” balinalarına rastlamak mümkün. St. Catharine: Tadousac’ın tam karşısında bulunan yerleşim. Küçücük bir kasaba. O kadar küçük ki bir kafe’si bile yok. Sıcak bir kap kahve için Tadousac’a gidiyorlar. Ama 24 saat çalışsan bir feribot emrinizde hem de ücretsiz. ( 7dk.)
St Catharine ve Tadousac St. Paul nehrinin geniş yerlerinde olduğundan, hem fiordun içi, hem de nehir gel gitten etkileniyor. Her 6 saatte bir nehir gidiyor ve geri geliyor. Öyle ki su çekilince limanda karaya oturmuş tekneleri, daha önceden tedbir olsun diye hazırlanmış destekleri ile görüyorsunuz. Buralarda eskimo kayağı ve kızılderili kanoları ile dolaşmamak kabahat gibi. Geçen 10 araçtan sekizinin üstünde kano veya kayak var. Nehirde kürek çekecekseniz Canadian Kano denilen kızılderili kanosu kullanmak daha rahat. Rafting de yapabilirsiniz bunlarla. Ama denizde ve büyük nehirde kano yapacaksanız ve hızlı ilerlemek istiyorsanız tercihiniz kesinlikle eskimo kayağı tarafından olmalı. Yanlız St.Paulde kürek çekebilmek için mutlaka gel git saatlerini öğrenmelisiniz. Kiraladığınız yerler size bilgisini veriyor. Akıntıya karşı kürek çekmek pek hoş olmuyor. Yollar : Çok temiz ve geniş.Ancak trafik kurallarına azami riayet etmek lazım. Hız veya park cezası 300 CAD’dan başlıyor. Yollar ne kadar ısssız olursa olsun devriye hızlı gittiğinizde ensenize yapışıyor. Bizzat yaşadık.
İnsanlar: Şehirli halkın Dünya’daki her hangi bir kozmopolit şehirliden, bir New York’lu ya da İstanbul’lu dan farkı yok. Köylüsü çok yardım sever. Gece yarısı kapısını çalıp İnglizce bilmeyen bir köylüye yol sorabilirsiniz. O da anlamayıp karısını yataktan kaldırıp “ne diyor bu adamlar bir yardımcı ol” diye yanınıza getirir. Bunu da bizzat yaşadık. En şaşırdığım an: 11 saatlik rafting ve kano etabı oldukça yorucu geçmişti. Hava kararırken yerel insanların alkışları eşliğinde titreyerek karaya çıktık. Burası bir at çiftliği. Üç renkli katana gibi kızılderili atları ıssız yeşillikte koşarken iri yarı, ayağında kovboy çizmeli, şapkalı, güderi püsküllü ceketli bir adam gelip bembeyaz dişlerini göstererek “Bonjour” dedi. Haydaaa bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. “What’s up mate ?” (Naber dostum) demesini beklerken kovboy ve kızılderili diyarında hemde onlar gibi giyinmiş bir adam gelip sizinle nazikçe Fransızca konuşuyor. Evine davet edip kovboy karısının yeni pişirdiği dağ çilekli turta ve çaydan ikram edecek kadar nazik hemde. Böylesine bir portre beni hem güldürdü hem şaşırttı.
Sevinçli anım: Tabii ki yarışı bitirmek, sonunda karımla telefonda görüşmek ve Dünya Şampiyonasına katılan ilk Türk takımı olarak anons edilmek. 4x4 cülere bilgi :Montreal Havalanında iner inmez 6 adet araba kiralama şirketi bulacaksınız. 4x4/ pick up gibi vasıta kiralamak çok kolay. Zira Kuzey Amerikanın %80 bu tip araçları kullanıyor. Günlük kiraları 60/80 CAD.Bu fiyata ek olarak isteğe bağlı çeşitli sigortalarda yapılıyor. Kanada da verilen hiç bir fiyata KDV dahil değil dikkat edin. Garantiye almak için daha önceden internetten kiralama yapabilirsiniz ama biz denedik aracımızı tam gününde teslim edemediler. Tali yollarda azami sürat 90km. Otoyolda ise 120 km. Kampçılık ve outdoor sporlar cenneti Kanada. Her yerde her küçük yerleşim biriminde – hatta benzinci marketinde- kampçılık/outdoor malzemeleri bulabiliyorsunuz. Bu tip mağzaların her ay 2. el veya reyon eskisi malzemelerini çok düşük fiyata satışa çıkarıyorlar, burdan duyrulur. Konaklama yerlerinde daha çok oda+kahvaltı şeklinde veriliyor. Ortalama 120 CAD 4 kişilik fiyatı.Ama benim tavsiyem %70 Kanadalıların yaptığı gibi karavan kampinglerinde konaklamanız. Karavan kiralamak çok kolay. Yada çadırınızı çok cüzi bir fiyat verip kurabilirsiniz. Milli park içlerine kamp kurmak yasak. Sadece izin verilmiş yerlere kurabilirsiniz. Bazı kamp yerlerinde sıcak sulu tuvaletler özel çadır kurma alanları mevcut. Aman bu kadar lüks olur mu demeyin. Uzun seyahatlerde gerekli. Kanada da off road için özel parkur arayışına hiç girmeyein. Kanadanın Kuzeyi ( Tüm Kanada 30 milyon ve Amerika sınırına konumlanmış durumda) neredeyse ıssız. Herhangi bir ara yola girin ve maceranızı yaşayın.Her kitapçıda bölgenin detaylı haritalarını bulabilirisniz. Tüm avlanma, gezint,outdoor sporlar ve off road spor detayları işaretlenmiş. Hem de topografik olanları da var. 5/30 CAD arasında değişiyor.Off road yapsanızda aracınız üstüne bir kano atıverin. Sonra Kanada’nın göller ve nehirler bölgesi Quebec’de, neden yanımıza da bir kano almadık diye başınızı ağaçlara vurmassınız.
Macera ile Kalın Touareg Turk Kaptanı AliRıza Bilal
|
|||
| Son Güncelleme: Salı, 18 Ağustos 2009 07:23 |






