SON MESAJLAR
| Sınırlarda Dolaşmak -XVenturerace |
|
|
|
| Yazar AliRıza Bilal (TTT Captain) | |||
| Pazar, 01 Şubat 2009 13:10 | |||
|
Hangimiz ölümden korkmuyoruz? Cevap basit. Sınırlara yaklaşmış olanlar. Bu insanlar işten atılma korkusu olmadan yaşarlar. Atılsalar tekrar iş bulabileceklerini bilirler. Kaybetmekten hiç korkmazlar çünkü o deneyimi yaşamışlardır. Açlık susuzluk onlara hiç koymaz, çok aç susuz kaldıkları olmuştur. Ölümden korkarlar mı acaba? Hayır, bence korkmazlar. Korkarlarsa da, daha yaşayamadıkları zevkler, tatlar, tecrübeler için korkalar. Emin olun. Ben macera yarışlarını böyle bir deneyime benzetiyorum. Kendime baktığımda; geçen senelerde yaşadığım ve yaşattığım her macera yarışında bir şeyler öğrendiğimi görüyorum, kendimi çok daha iyi tanıyorum. Beklide bu bir çeşit Budha felsefesi gibi bir şey insanın kendi içinde yaptığı bir yolculuk. Kendini tanıma şekli. Budha ya da yine çok eski zamanlarda ki inanışlarda kendinizi bulmak için inzivaya çekilirsiniz. Yollara vurusunuz kendinizi. İnzivada, kimi zaman yerden 300 metre yükseklikte ki granit kuleden ileri uzatılmış bir kütük ucuna bağlanmış ağ içinde, günlerce su ve ekmek ile yaşayıp hayatı; kendini tanımaya çalışırsın. Bir başkası yerin dibinde bir mağara da bunu keşfetmeye çalışır. Belki kendini bulmaya, bekli de tanrısını tanımak için. Kendini tanımaya başladığında artık sınırlar çok daha öteye gider. Daha sonrasında sınırlar kalkar. İşte burası bence çok önemli ve tehlikeli. Sınırın diğer tarafına geçmemeli. Bakmalı el uzatmalı. Ama kesinlikle tamamıyla geçmemeli. Yaşamak tecrübe etmek, kendini tanımak güzel. Sınırlarda gezmek güzel. Kimi motosikleti ile havalarda dönerken; kimi derinlere dalarken, kimi saatte 300km/h süratle giden bir uçağın içinde taklalar atarken bunları keşfediyor. Ben macera yarışlarında bunu tadıyorum. Kendimi tanıyorum. XVenture Race de en son kendimi biraz daha tanımak, tecrübelendirmek adına katıldığımız bir yarıştı. Bulgaristan da ki yarış Pamporovo da başlayıp 3 günde 300 km olarak devam edip Borovetz de bitecekti.Yani Bulgaristanda bulunan Ropod,Belmeken ve Rila dağları en yüksek zirvesi de dahil olmak üzere ( 3200m) aşacaktık. Dağ bisikleti,rafting,treking,koşu,yön bulma,tırmanma,ip etapları gibi klasik macera yarılı disiplinleri vardı. Bulgaristan yarışını seçmemizin nedeni. İlk defa yapılıyor olmasının yanı sıra Bulgarlara destek vermek ve yarışın maliyetinin ucuz olmasıydı. Ayrıca “TTT ile ÇIKDIŞARI” outdoor tv program serimizin ilk bölümünü de oluşturacaktı. Yarışa çok hazırlanamasak da, birkaç haftadır Kürtünde ki macera yarışını hazırlarken ki performansımız, yüksek rakımda ki antrenmanlarımız bizi 300km lik yarışa hazırlayacaktı. Sakın yanlış anlaşılma olmasın, yarışa toptan birkaç hafta ile çalışıp katılmadık. Zaten antrenmanlıydık ama yüksek rakımda ki antrenmanlar çok daha iyi hazırlanmamıza destek oldu. Şimdi düşünüyorum da eşyalarımızı evde tek tek kontrol edip hazırlamak eksik ekipmanlar için heyecanlanmak stres olmak bile zevkli. O da yaşanması gereken bir süreç ve ders almak lazım. Tecrübe etmek lazım. Bu da kendimi tanıma süreci bir nevi. Bulgaristan’a otobüsle gittik. Sonra bir taksi tutup Pamporava’ya vardığımızda sabah 03.00 olmuştu. Çadır kurma, yatma, sabah Türk çingeneleri ile sohbetten sonra yarışın başlayacağı dağ oteline varış. Hazırlıklar. Çekimler. Tanışmalar derken. Birkaç Bulgar ve Yunan takımı yanımıza gelip “sizleri tanıyoruz” “uluslar arası yarışlardan takip ediyoruz. Sen Ali Rıza’sın sende Utku’sun” deyince artık koltuklarımız mı kabarsın, dik yürüyüp göğüs dışarı yapmaktan baston gibi mi olduk artık siz düşünün. Laf aramızda çok gururlandık ve sevindik. Demek, internet sitemizin de sayesinde izleniyormuşuz. Hemen İngilizce yapmamız gerektiğini konuştuk Utku ile. Bilgi toplantısında hiçbir destek noktası olmadığını öğrenince şok olduk. 300 km boyunca ne yemek, ne de giysi takviyesi yapabileceğimiz bir yer olmayacaktı. Yani 3 günlük tüm ihtiyaçlar sırtta taşınacaktı. Dağcılık sporu için normal olabilir ama dağcılar bizim gibi 300 km’yi koşmuyor bisiklete binmiyor. Sitelerinde böyle bir bilgi verilmediğinden Yunan Romen ve Türk takımı olarak bizler itiraz ettik. Ne yaptıysak değiştiremedik. Anlaşılan kaplumbağa gibi her şeyimizi taşıyacaktık. Bu nedenle Romen ve Yunan takımında ki arkadaşlarımızla el verdiğince beraber gitme kararı aldık. Start’ta 38 ikili takım vardı. Ülkelerinde ilk defa yapılan bir extreme organizasyon için çok iyi bir katılım. Ancak baktığımızda çoğunun dağcı kökenli olduğunu gördük. Çok dezavantajlı gibi gözükse de yarışın toplam yürüme/koşma etabının 182 km olduğunu düşünürsek pek de dezavantajlı değiller hatta avantajlıydılar. Çünkü trek etabının tamamı dağlarda geçiyordu. Neyse. Hadi bismillah diyerek başladık. Koşarak. 2km sonra Yunan Romen ve Touareg Türk takımı olarak başı aldık. Aralarda ufak hatalar yapıp başka yerlere saptıysak da çok hızlı bir şekilde ilerliyorduk. Toplanıp, ilk kontrol noktasına giden yerde iyi bir kestirme yapmaya karar verdik. Verdik ama haritanın 1:100.000 olmasından dolayı detay yoktu. ( macera yarışlarında haritalar genellikle 1:25.000 olur. Bazen 1:50.000) Bu yüzden çok dik ve çarşaklı bir kanyona girdik. İndikçe indik. Çarşaktan aşağı inerken ayak bileğime düşen kaya resmen içimi ezdi. Orada oturup ağlayacak bile yer yoktu. Koluma girmiş dal parçası, pis at sinekleri, şişik ve acı içinde ayak bileği ile altında nehir akan dik kanyon duvarının kenarına geldik. Eğimden ayakta bile durmak çok zordu. Nerden inelim şuradan mı buradan mı derken. Utku kaydı ve kanyon duvarından aşağı düştü. Gözümün önünden şimşek gibi kaydı geçti. Saçım olsaydı beyazlardı diye düşünüyorum.5 metre yükseklikten sırtında ki çantanın üzerine düşüp 3 takla atınca hızını yavaşlattı. Ancak tüm kolları bacakları tırnak araları kan içindeydi. Durum değerlendirmesi yaptık. Çok yorgunduk. Saatlerdir insan bile görmemiştik. Nehirde çok hızlı bir şekilde yıkanıp temizlendik. Yola devam kararı aldık. İlk kontrol noktasına akşama doğru vardık. Noktaya 3. geldik. Burası devasa bir mağara. Yüzlerce yarasa uçuşuyor. Mağaradan yukarı doğru 45 metre ip çıkışı var. Takımdan bir kişi tırmanacak, diğeri çantaları yukarı çok dar ve dik merdivenden çıkaracak. İlk takımın çıkışı 40dk sürüyor. Çok yorulmuşlar. Takımlar geliyor yığılmalar oluyor. Bizden Utku hafif olduğu için onun tırmanmasına karar veriyoruz. Utku çok hızlı başlıyor ancak tam ortada perlon jumarın içine sıkışıyor. Ne yapsak ne etsek Utku ilerleyemiyor. Mağara içinde Utku ile bağırarak anlaşmaya çalışmak zaten çok zor. Ses dağılıyor akan suyun içinde kayboluyor. En sonunda organizasyon yetkilileri ile konuşup bir kurtarma harekâtı yapmalarını istiyorum. Gerçek bir kurtarma harekâtı oluyor ve organizasyon bize karşı kendini affettiriyor. Zira perlonu geçirirken alttan geçirselerdi perlon jumara sıkışmaz Utkuda rahat bir şekilde tırmanırdı. Çok ciddi bir gecikme ile çıkıyoruz mağaradan. Yunanlılar bir önümüzde ama 1,5 saatlik arayı kapatmak zor. Romenler arkamızda. Tüm gece yol aldık. Karanlık ıssız dağlarda, kah koşarak kah yürüyerek. Ancak her adımda şiş bileğimin acısını dişlerimi sıkmaktan olsa gerek çenem bile ağrıyordu. Ayakkabımı çıkarıp bakmak bile istemiyordum. Çok yorulmuştuk. Fakat rakiplerimizde ilerliyordu. Uyku tulumları tüm yemek ve giyecekler ile çok ağırdık. Biz seçimimizi yaparken hazır yemeklerimizi uyku tulumlarımızı taşımaya karar verdik. Çoğu ekip ya taşımadı ya da ultra light denen sadece 300gr lık uyku tulumu taşıdılar. Bizim uyku tulumlarımız ise neredeyse 1 kg ver her adımda ağırlaşıyordu. Buradan sponsor olmak isteyen firmalara duyurulur. Uluslar arası yarışlarda ülkemizi temsil eden takımın ultralight uyku tulumu yokturrrrrr. Desteklerinizi esirgemeyiniz. Bakınız olmadığı için neler geliyor başımıza J Bisküvi ve çikolata gibi hafif yemekleri tercih eden takımların aksine biz sponsorumuz Unifo’nun hazır yemeklerini taşıdığımızdan ( kendimizi yarış, değişim noktalı olacak gibi hazırlayıp geldik) gerçekten yükte en ağır takımdık. Hal böyle olunca kendimize bir nokta belirleyip oraya varıca 3 saat dinlenme molası almaya karar verdik. Köyde çeşme başında hemen uyku tulumlarımızı çıkarıp yattık. Hava ağrırken tekrar yola koyulmak o ağrılarla, sızılarla inanın insan hiç istemiyor. İşte orada kendinizi tanıyorsunuz. Tecrübe konuşuyor. Hadi kalk bitirmelisin, yürümelisin. Kalktık. Ve yürüdük. Hem de kilometrelerce. Arada gölde tüm teçhizatla adaya yüzüp gelmek yine yürümek. Yürürken yemek yemek. Kaybolduğunda panik olmak. Yolu bulduğunda çocuk gibi sevinmek. Hepsi güzel tatlar. Kendimi bulma tanıma yolculuğumda aşmam, yaşamam gerekenler. Adaya yüzüp gelmek iyi geldi. Yeniden dağlara tırmanmak bileğime iyi gelmemişti. Patikalar üzerine kurulmuş dağ kulübeleri, oradaki sıcak insanlar, sıcak bir çay molası, yolunu kaybetmiş yürüyüşçüler ile ayaküstü sohbet. Ne yaptığınızı anlatınca yüzlerinde ki şaşkınlık ve hayranlık ifadesi. Doğayı alt edemeyeceğimi bilerek ama onunla paralel seyretmek … Bunlar büyük alışveriş merkezlerinde, diskolarda,tiyatrolarda,müzelerde bulamayacağım şeyler.Onlara da ihtiyacım var sosyalleşmek için. Ama kendimi bulma yolunda doğada olmak, onunla, ona meydan okumadan yarışmak en iyisi. Yüksekliği 50 metreyi aşan, genişliği 30 metere civarında adına Güzel Köprü denen delicesine akan nehir sularının beklide yüzyıllarca dövüp durduğu ve sonunda deldiği bir kayaya geliyoruz. Önce flying fox ardından ip inişi. Yürümeye devam. Koşmaya devam. Sıcak bayıltacak gibi. Ama geçtiğimiz her yerde şırıl şırıl akan dereler çeşmeler ile su ihtiyacımızı gideriyoruz. İsotonik içiyoruz bol bol daha önce dünya kupasında düştüğüm Hatay düşmemek için. Orman içinde giderken yaptığımız bir kestirmede dere içine giriyoruz. Bir süre Amazon cangıllarını andıran dere içinde yol aldıktan sonra diğer taraftaki ormana geçiyoruz. Geçmez olaydık. Şiş ayak bileğim kamçı gibi çarpan bir dal ile titretiyor bedenimi. Artık çenemi zaten sıkamıyordum. Sıkacakta pek bir yerim kalmadı. Zaten burada yarışı bıraksam ne telefon çekiyor ne telsiz. Yarışı bırakmak. Sınırda mıyım diye düşünüyorum. Cevabı evet galiba. Tamam, bırakayım o zaman. Ama kim nasıl kurtaracak bizi buradan. Yok olmadı. O zaman yürümeye devam etmemiz lazım. Yürüyoruz. Kanyon duvarları dikleşiyor. Yol taşlık engebeli.Öyle bir yere geliyoruz ki tüm gün yürümemize rağmen damla su bulamıyoruz. Suunto kol bilgisayarımız sıcaklığı 42 gösteriyor. Yanımızda ki kanyon içinde delicesine akan su var. Ama ulaşamıyoruz. Yandan yönden akan küçük bir dere olsa hemen içeceğim, ama nafile yok. Dudaklarımız susuzluktan çatlamış bir halde tüm gün kanyonun yanından yokuş aşağı yürüyoruz. Aslında yürümüyoruz. Sallanıyoruz resmen. Ayak bileğime ağırlık vermemek adına batonlarıma yüklenmekten omuzlarım kopacak gibi ağrıyor. Gece yarısı düz yola çıkıyoruz 3000m. den 200m rakıma inmemiz tüm günümüzü alıyor. Kendimizi ödüllendirmek adına mola verip oturarak yemek yemeği karalaştırıyoruz. Artık kanyon olan yer aynı hizamızda. Kana kana su içiyoruz. Şişiyoruz adeta. Hazır yemek soğuk da olsa ilaç gibi geliyor. Ancak sonum kötü. Moladan sonra ayağıma ancak 3 gün sonra basabiliyorum. Tüm yarışı şiş, ağrılı ve neredeyse mola vermeden yürümemiz ,bileğimi bitirmiş adeta.Buna ek olarak idrarımın kanlı çıkması ile üzülerek bırakma kararı alıyoruz Utku ile. İşte sınır burası. Sınırdan öteye elimizi uzattık. Yeter. Öteye geçmemeli. Hayır, ayak şişmesi değil. Acıda bir yere kadar değil. Zaten 2 gündür yürümüşüm o acıyla. Devam etsem kalıcı hasar bırakabileceğini düşünerek bırakıyoruz. Zira önümüzde yaşanacak çok macera yarışı var. Hazırlıklı olmak lazım. Sağlık ekibi iki gündür bu şekilde yürümeme çok kızıyor. Bıraktığımızda 3. sırada olduğumuzu öğreniyoruz. Yunanlı ve Romen arkadaşlarımız öndeler. Eskiden olsa üzülürdüm. Şimdi çok seviniyorum. Neden mi ? Artık bizde uluslar arası yarışlarda başı çekebiliyoruz. Delicesine hırs yapmıyoruz. Kendimizi bildiğimizden, eskiye nazaran daha çok tanıyabildiğimizden doğru kararlar alabiliyoruz. Zor yarışta bitiş çizgisini 38 ekipten 4 takım görebildi. Yunanlı dostlarımız birinci olurken Romen arkadaşlarımız ikinci sırayı alıyorlar. Kim bilir, belki de biz bu sıraları paylaşacaktık onlarla. Yarış çok amatörce yapılmıştı. Noktaların arası çok uzak ( 50/60km ),neredeyse sadece yürüyüş yarışması gibi planlanmış, parkur hiç önceden denenmemiş, bilgi yeteri kadar önceden verilmemiş, detaysız haritalar v.s. Organizasyondan kimsenin daha önce böyle bir macera yarışına katılmamış olmasının verdiği bir deneyimsizlikti bu. Touareg Turk ekibinden bir sonraki yarışa danışmanlık vermesini istediklerinde yine gururlandık. Yarıştaki kokteylde neredeyse tüm ekipler gelip “favorimizdiniz, geçmiş olsun” dileklerini iletip Türkiye’de yapacağımız macera yarışına mutlaka katılmak istediklerini belirttiler. Yarışta kendimi biraz daha tanıdım. Kendime biraz daha yaklaştım. Hem de bir sürü maceracı dost kazandım kendim gibi. Daha ne isteyebilirim ? Hah evet. Biraz daha destek ki, başka yarışlara gidelim, sizlerle paylaşalım, ülkemizi tanıtalım, ülkemizde yapacağımız yarış için her türlü donanımı toplayalım. Unutmadan; sınırı geçerek değil sınırlarda dolaşarak. Macera ile kalın AliRıza Bilal Team Touareg Turk Kaptanı
|
|||
| Son Güncelleme: Salı, 18 Ağustos 2009 07:18 |






